Kanser Tedavisinde 4 Mucize Gelişme

Kanser Tedavisinde 4 Mucize Gelişme

Dünyada her yıl 14 milyon, ülkemizde 150 bin yeni kanser olgusu teşhis edilmektedir. Kişiye ve tümöre özel yaklaşımlar sayesinde ileri evrelerde bile kanserin artık kronik bir hastalık haline getirilerek yıllarca kontrol altında tutulabilmektedir.  vurguluyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında konuşan  Prof. Dr. Gökhan Demir; son yıllarda kanser tedavisinde gelişme sağlanan 4 dev adımı anlattı.

1- Hedefe Yönelik Tedaviler ve Akıllı Moleküller

Kemoterapi pek çok kanser türünde tek tedavi seçeneği olmaktan çıktı. Eskiden kemoterapiye cevap vermeyen melanom, böbrek kanseri ve bağırsak sarkomu gibi tümörler, bugün akıllı moleküller sayesinde hastalık artık kontrol altında alınmaya başlandı. Tümör hücrelerini yok ederken sağlam hücrelere de zarar verebilir.  Saç dökülmesi, ağız yaraları, bulantı, kusma gibi ciddi yan etkilere yol açan kemoterapinin yan etkilerini azaltan destek ilaçlar var. Buz şapkası yöntemi ile saç dökülmesi sorunu da engellenir. Hedefli tedaviler ile kanser hücrelerine saldıran ve onları yok eden ilaçlarla tedavi süreci başlatılır. Günümüzde akciğer kanserlerinde ışık mikroskopisi ile yapılan tanının dışında  EGFR, ALK, ROS denilen genlerdeki bozukluklar araştırılmaya başlandı.

2- Sihirli Mermiler

Vücudun bağışıklık sistemi tarafından üretilen bazı moleküller,  kanserli hücrelerde bulunan bazı hedeflere karşı üretilmeye başlandı. ‘Sihirli mermiler’ diye adlandırılan biyolojik tedavi ajanları bugün lenf bezi, meme, kalın bağırsak, baş ve boyun kanserlerinde etkin olarak kullanılmaya başlandı. Ssihirli mermilere klasik tedavilerde eklenince kemoterapi veya radyoterapinin etkisini yüzde 50 oranında arttırmaya başladı.

3- İmmünoterapi

Vücudun kendi bağışıklık hücrelerinin kanser tedavisinde kullanılması immünoterapi olarak adlandırılır. Onkolojik tedavisinde son yıllarda atılan en büyük adım olarak ifade edilmektedir.  Vücudun temel koruyucu hücreleri olan bağışıklık hücreleri yıllardır kanser tedavisinde etkin olarak kullanılmıyordu. Bağışıklık hücreleri kanser hücresini yabancı düşman hücresi olarak algılamayıp mücadele etmiyordu. Kanser tedavileri bağışıklık sistemini baskılayıcı etkisi de birleşince kanserle savaşta bağışıklık sistemi tamamen devre dışı kalıyordu. Son yıllarda ölümcül bir cilt kanseri olan melanomda yapılan öncü çalışmalar kanserli hücrenin nasıl bağışıklık sistemini kandırdığını, vücutta nasıl gizlendiğini tıp dünyasına öğretti. Bu bilgiler ışığında üretilen yeni moleküller bağışıklık hücrelerin kanserle savaşta etkin olarak kullanılmasına imkan sağladı. Üretilen yeni kuşak immünoterapi ilaçlarıyla melanom, akciğer, böbrek, mesane, baş, boyun, mide ve  bağırsak kanserlerinde önemli başarılar sağladı.

4- Likid Biyopsi

En büyük gelişmelerin yaşandığı alanlardan biri de, kanserin tanı ve takibinde geliştirilen yeni moleküler yöntemlerdir.  Bugüne kadar kanserin tanısı, tümörün radyolojik olarak gösterilmesi ve alınan biyopsilerle tanı konulmasıyla sağlanıyordu. Son yıllarda kanserli hücreden salgılanan genetik materyalin kandan izole edilmesiyle bu materyalin moleküler ile genetik özelliklerinin tanımlanmasını sağlayan likid biyopsi tekniği geliştirildi. Bu teknikle kanserin gelecekte radyolojik olarak gösterilemeyecek kadar küçükken bile teşhis edilebilecek. Kanser tedavisindeki en önemli zorluklardan birini tümör heterojenitesidir. İçinde kanserli dokuda gelişen genetik moleküler değişiklikler sonucu kanserin uygulanan tedavilere direnç kazanmasını sağlar. Klinik onkologlar yıllar önce alınan biyopsi materyalinin özelliklerine göre tedavi düzenlemeye çalışırken, karşısındaki düşman genetik ve moleküler yapısını çoktan değiştirmiş oluyordu. Bu da tedavi sürecinin işleyişini olumsuz etkilemekteydi. Son gelişmeler tüm bu olumsuz durumları ortadan kaldırmaya başladı. Artık daha sağlıklı tedavi süreci başlamış oldu

Yorumlar;